“Ne verelim abime?”

Eskiden esnaf lokantalarına girdiğinizde usta veya garson hemen böyle sorardı.

Sonra yemekleri hızlıca sayarlardı.
O gün hangi yemek daha güzelse özellikle onu önerirlerdi.

Eğer devamlı müşterileriyseniz ve iyi olmayan bir yemeği seçtiyseniz sizi uyarırlardı:
“Bugün o sana gelmez, başka bir şey seç.”

Çünkü amaç sadece satış yapmak değildi.
Doğru olanı vermekti.

Bugün ise çoğu yerde farklı bir anlayış var.

Müşterisini gerçekten tanımayan, onu sadece bir veri gibi gören ve
“Bu müşteriden daha fazla nasıl para kazanırım?” diye kurgular yapan işletmeler çoğaldı.

Oysa işin özü çok basit:

Müşterinize, onun derdine gerçekten odaklandığınızı hissettirmelisiniz.
Buna inanırsa size doğru adım atar.

Aksi halde ilişki sıradan bir müşteri–satıcı ilişkisine dönüşür ve gerçek bir değer ortaya çıkmaz.

Bazen de geri çekilmeyi bilmek gerekir.

Bir iş boyunuzu aşıyorsa veya yetkinliğinizin ötesine geçiyorsa bunu müşteriye açık yüreklilikle söylemek gerekir.
Hatta işi gerçekten ehline yönlendirmek gerekir.

İnanın, müşteriyi asıl o zaman kazanırsınız.

Artık sadece işi iyi bilmek yetmiyor.
Faydayı doğru anlatmak ve müşterinin derdine nasıl derman olacağınızı göstermek gerekiyor.

Bunu finansal argümanlarla anlatabildiğinizde, müşteri artık pahalı mı ucuz mu diye bakmaz.
Elde edeceği değerin süresine ve kalitesine odaklanır.

Samimiyet ve güven sahip olduğunuz en değerli sermayedir.

Bu sermayeyi kolay kazanamazsınız…
ama çok kolay kaybedebilirsiniz.

“Sizce bugün iş dünyasında en hızlı kaybedilen şey nedir: güven mi, samimiyet mi?”

Diğer yazılar

Tüm yazılar →